Kadın bir hışımla "Davut!" diye bağırıyor. İri yarı, kalıplı bir adam geliyor ve seni sımsıkı tutuyor.
"Paran yoksa burada işin ne cibiliyetini siktiğim!"
Meyhaneye girdiğinde gözlerini senden ayırmayan adam birden yanında beliriyor. "Davut, sen bırak ben hallederim."
Seni kurtarmış mıydı? Belkide adamın yarıda bıraktığı işi kendisi halledecekti. Üstünü başını toparlarken "Teşekkür ederim." diyorsun adama bakarak. Ne oluyor nasıl oluyorsa bu adam sana tanıdık geliyor. Karanlıktaki ışık adamın yüzüne vurduğunda kim olduğunu anlıyorsun.
"Bahadır?"
Bahadır, elini uzatıyor. "Seni görmeyeli uzun yıl oldu, kardeşim."
Bahadır'ı tanıyordun. Annen her gece evden çıkıp gittiğinde Bahadır ile birlikte bazen hırsızlık yapardın. Bazense mahalle köşelerinde bekleyen fahişelerle şakalaşırdınız. Bahadır, tanıyabileceğin en iyi dosttu. Babasından nefret etmene rağmen.
Bir süre sonra hiç içmediğin kadar bira içiyorsun. Bahadır ile hem dertleşiyor, hem şakalaşıyorsunuz. Uzun yılları birbirinize anlatıyorsunuz.
"Annem her gece bizim eve gelip, babam beni evden dışarı ettiğinde hep seninle gezerdik. O günleri sana borçluyum. Sen olmasaydın geceleri nasıl eğlenirdim?"
Annenden bahsetmeyi sevmesende buna zorunluydun. Hiçbir şey annenin fahişe olduğu gerçeğini değiştiremezdi. "Küçükken hiç tahmin etmezdim. Anneme nereye gidiyorsun diye sorduğumda hep işe derdi. Oysa her gün farklı adamların evine gidiyordu. Onlardan birisinin senin baban olduğunu öğrendiğimde sana verdiğim tepki için özür dilerim Bahadır."
"Sorun değil," diyerek içini rahatlattı Bahadır. "Nasıl böyle bir şey yapmıştı anlamış değilim. Her neyse kardeşim, senin anneninde benim babamında yüzüne işeyelim."
Sabah ışıklarının çıktığını gördüğünüzde sohbetiniz bitmişti. Bahadır cüzdanından çıkardığı dolu parayla ücreti ödeyip yola koyuluyorsunuz.
"Bu kadar parayı nerden buldun?" diye soruyorsun Bahadır'a.
"Zayıfları tokatlıyorum. Tokatlarsan kazanırsın."
"Hiç yakalanmadın mı?"
"Yakalanmak mı? Bir kere yakalandım ama işimi parayla hallettim. Bu memlekette paran varsa her işini görmekte özgürsün."
Bahadır'ın arabasına binip evine gidiyorsunuz. Ev oldukça lüks. İki katı var ve buzdolabı yiyeceklerle dolu.
Yolunu bulmuştun. Artık seni daha iyi bir hayat bekliyordu. Belkide kendini buna inandırmıştın.
Keyifle televizyon izliyorken birden elektrikler gidiyor. Ev karanlığa gömülmüş vaziyette. "Hiç böyle olmazdı. Bekle burada." diyerek Bahadır karanlığa dalıyor.
Koltukta uzanmış şekilde Bahadır'ın halletmesini bekliyorsun. Dakikalar geçiyor ama hala gelmiş değil. Bir patlama sesiyle irkiliyorsun. İnsanların çığlıklarını duyuyorsun. Ne yapacaksın?
